Kullanıcı Oyu: 0 / 5

Yıldız etkin değilYıldız etkin değilYıldız etkin değilYıldız etkin değilYıldız etkin değil
 
SATRANCIN DOĞUŞU
Satranç kelimesi Hintçe "Sandregn" den gelir.Satranca, İngilizce’de "Chess check patterns", Fransızca’da "Echecs" denir.
Eski yazıtlar arasında satranca rastlanmaktadır. MÖ.3000 yıllarında satranç gibi bir oyunun Mısır ve Hindistan'da oynanıldığı sanılmaktadır. 1913 yılında Murret' in yazdığı satranç tarihinde, bu o yunun 570 yıllarında Hindistan'da oynandığını belirtmektedir. Yapılan araştırmalara ve ele geçen yazıtlara göre, satranç 600 yıllarında Hindistan'dan İran'a geçmiştir. Bazı belgelere göre, Arap tüccarlarla batıya taşınan satrancın orta çağda, özellikle 11.yy' dan [1]16.yy' a kadar Türkler ve Araplar tarafından iyi oynandığı bilinmektedir. Bunu kanıtlayan en güzel örnek de, Harun-ür-Reşit' in Charlemange' a hediye ettiği satranç takımıdır.Bazı söylentilere göre de satranç "Sat-Ran-Çu" adıyla Çin'de bulunmuştur. Bazı belgeler bu söylentiyi doğrulamaktadır.
İran tarihçilerinden Firdevsi' nin Şeyhnamesi' nde anlattığına göre, İran Şahı Hüsrev' in Hint yöneticileriyle birbirlerine gönderdikleri armağanlar arasında satranca ait resimler de vardır. Bazı belgeler, satrancı bir Brahman'ın bulduğunu ve Şah' a armağan ettiğini göstermektedir. Şah, buna karşılık Brahman'a "Ne istediğin varsa kabul edeceğim der. Brahman da, Şah' tan 64 kareli satranç tahtasının ilk karesine bir, ikinci karesine iki, üçüncü karesine dört, yani her kareye bir öncekinin iki katı buğday koyarak doldurmasını ister. Şah, Brahman'ın alçak gönüllülüğüne hayran kalarak isteğinin yerine getirilmesini emreder. Brahman'ın isteği yerine getirilmeye başlanırken ülkedeki buğdayların yetmeyeceği anlaşılır. O zaman yapılan hesaplar sonunda, Brahman'ın Şah' tan 18.446.744.373.709.551.616 tane buğday istediği ortaya çıkar. Bu kadar buğdayı yetiştirmek için, dünyanın 64 misli büyüklüğünde bir kara parçasına gereksinim olduğunu görülünce, Şah Brahman'ı tebrik eder ve karşısında ne denli güçsüz olduğunu anlar.
Bazı tarihçiler, satrancın Truva'nın kuşatılması sırasında Palamedes'in bulduğunu söylerler. Ancak ,bu iddia bugüne dek ne Yunanlılarca benimsenmiş, ne de bu konuda bir yazıt vardır.Yukarda belirtildiği gibi, satrancın adı Hintçe’den gelir. Anlamı, 4 cins figürün, 4 ayrı silahla sunulmasıdır. Bu 4 figür konusunda çok değişik yorumlar vardır. Bazılarına göre, 4 figür "Hava, ateş, toprak ve suyu, bir kısmına göre de, "Yaz, kış, ilkbahar ve sonbaharı yansıtır. Burada, en kuvvetli taş olan vezir ateşi ve bilginleri, kale toprağı, fil havayı, şah evreni temsil eder. Bu benzetmeler 4 taşın geometrik şekillerinden esinlenerek söylenmektedir. Bazı belgelere göre ise, bu oyunun yapısı o zamanki Hint ordusuna benzerdi. Hint ordusu, 4 kısımdan oluşuyordu. Filler, atlar, savaş arabaları ve yayalar. Sanskritçe'de 4 demek olan 'çatur' ile kısım anlamına gelen ‘anga’ sözcükleri birleştirilerek bu oyuna ‘Çaturanga’ adı verildi. Münihli kültür tarihçisi Renate Syed’ e göre, satranç eski oyunlardan değil, savaş taktiklerinden gelişmişti. Sanskritçe ismi ‘Çaturanga’ da buradan geliyordu zaten. Yani satranç aslında oyun değil savaş stratejileri ve taktik geliştirme yöntemiydi.
“Satranç oyunu, figürleri ve hareketleriyle gerçekten de Hint ordusundaki savaş kurallarını andırıyor. Oyun tahtası üzerinde de köylüler (piyonlar) önde saldırıyor. Satranç tahtasının bir tarafından diğer tarafına kadar düz olarak gidebilen kalenin hareketi, savaş arabasının manevrasını yansıtırken atın L şeklindeki hamlesi de süvari birliklerinin düşmanı usta bir şeklide kıstırma taktiğine dayanıyor. Ordudaki kurallara göre kral önündeki piyade birliklerince korunarak arka sıradan ağır adımlarla ilerlemekteydi.”1

DÜNYADA SATRANCIN GELİŞİMİ
Ortaçağın sonlarında zamanın kültür önderleri olan Araplar, satrancı Avrupa'ya tanıtmışlardır. Satranç Avrupa'da önce İspanya ve Portekiz'de benimsendi. Arap el yazmalarından sonra ilk basılı satranç kitabı İspanyol Lucena tarafından kaleme alındı. Rönesans döneminde İtalya'dan Polerio ve Greco' nun adları önem kazanmıştır. 18. yüzyılda Avrupa'nın birçok bakımdan önde gelen ülkesi Fransa olmuş ve satranç da giderek orada güçlendi. Napolyon da boş zamanlarını bu oyuna ayırmıştır.
1840'lardan itibaren modern satranca başlangıç olarak erkekler bireysel satranç şampiyonaları düzenlenmeye başladı; 1851 Londra, 1857 New York, 1883 Londra Şampiyonaları gibi. Anderssen, Rubinstein, Steinitz gibi modern satrancın ilk büyük ustaları bu şampiyonalarda kendilerini gösterdiler. 1924'te Satranç Olimpiyatları olarak da bilinen Uluslararası Takım Turnuvası, 1927'de ise ilk bayanlar Şampiyonası yapıldı.
Bütün dünyada 160'ı aşkın ülkenin Ulusal Satranç Federasyonlarının üye oldukları, kurumsal yapıdan uzak gerçekleştirilen satranç karşılaşmalarını organizasyon çatısı altında toplamak için Paris’te 20 Temmuz 1924’te Dünya Satranç Federasyonu (FIDE) kuruldu. Halen 161 ülkenin üye olduğu FIDE, kuruluşundan bugüne kadar 5 binin üzerinde turnuva düzenledi. 1946'da 'da FİDE, unvan maçı için şampiyona rakip olacak satranççıyı belirlemek üzere bölgesel ve bölgelerarası turnuvalar düzenlemeye başladı. 1953'te benzer düzenlemeyle bayanlar arası turnuvalar yapıldı.
Satranç, Avrupa'da oynanmaya başlandıktan sonra kurallarında önemli değişiklikler olmuştur. Bu değişiklikler sayesinde hızlanan oyun bir aristokrat eğlencesi olmaktan çıkmış, geniş halk kitleleri tarafından sevilip oynanan bir oyun halini almıştır. 19. yy' da sanat ve bilimdeki köklü değişimler, satranç düşünüş tarzında da önemli değişikliklere yol açmıştır. Steinitz' le başlayan küçük avantajları galibiyete çevirme, çağdaşları tarafından derin ve sistematik bir araştırmaya dönüştürülmüştür.
İkinci Dünya Savaşı'nın sonuna kadar parça parça olan bu sistematik satranç çalışmaları Botvinnik' in sistemli, bilimsel ve analitik yaklaşımı sayesinde bir düzene girmiştir. Rus satranççıları da Botvinnik' in yaklaşımını izleyince ortaya bugün de geçerliliğini hala sürdüren Rus(Sovyet) ekolü çıkmıştır.

500 YILDIR OYUNUN KURALLARI DEĞİŞMEDİ

Eski satrancı, günümüz Modern Satranç' tan ayıran özellikler şunlardır: Vezir çapraz giderken ancak 1 hane gidebilirdi, Fil At gibi ancak 1 hane atlayarak gidebilir, en kuvvetli figür Kale idi. Rok ile piyonun başlangıç durumundan iki kare ileri gitme kuralı yoktu. Eski satranç oyunu yavaşlığı bakımından da oldukça farklı idi. Uzağa etki eden sadece bir figür vardı "Kale" Şahı mat etmek olağanüstü zor idi. Bu nedenden ötürü kazanmanın iki yolu vardı: Pat ve partnörün bütün figürlerini ortadan kaldırmak (Çıplak Şah Hali) Açılışlarda çok yavaş gelişiyordu.
1400’lü yılların sonunda fil ve vezir taşlarının icadıyla satranç bugünkü şeklini aldı. Piyonla iki kare atlama, geçerken alma, rok kuralı, piyonların son sıraya ulaştıklarında başka bir figüre dönüşmesi gibi kurallar satrancın hızlandırılması için yapılmış yeniliklerdir. Bu gelişmenin ardından İspanyol Lucena’nın 1497’de yazdığı ilk basılı satranç kitabında oyunun yeni kuralları açıklandı. İspanya’da basılan bu ilk kitaptan sonra satrancın kuralları değişikliğe uğramadan günümüze kadar geldi. Satranç, İspanya’dan sonra İtalya, Almanya, Fransa, ABD ve Rusya’da yaygınlaşmaya başladı.
Oyunla ilgili strateji, kurallar ve taktiklerin yer aldığı ünlü kitaplar 17. yüzyılda İspanyol El Greco ve 18. yüzyılda Fransız Philidor tarafından yazıldı. 19. yüzyılın sonlarında Anderssen, Morphy, Rubinstein ve Steinitz satrançta önemli oyuncular arasında öne çıkan isimler oldu.
“İlk uluslararası turnuvalar 1850’den itibaren yapılmaya başlanırken, 1886’da dönemin en kuvvetli oyuncuları Steinitz ve Zukertort arasında ilk dünya satranç şampiyonluk karşılaşması oynandı. William Steinitz 10 galibiyet, 5 beraberlik ve 5 yenilgi ile sonuçlanan 20 oyunluk seriyi kazanarak dünyanın ilk satranç şampiyonu oldu.”2[2]



SATRANÇ TARİHİNDEKİ GARİPLİKLER


İlk Satranç Robotu: İlk satranç robotunun adı Türk'tür ve bir Avusturya mühendisi tarafından 17. yy' da Osmanlı padişahının satranca olan yoğun ilgisi nedeniyle Osmanlı hanedanına hediye olarak yollanmıştır. Bu satranç robotu aslında bir kandırmacadır. Satranç tahtasının altına konan mekanizma sayesinde taşlar masanın başındaki kukla tarafından oynatılıyormuş gibi gözükür. Aslında olan şey ise masanın altına iyice gizlenmiş birinin kollarını kuklanın kollarından geçirip hamleleri yapmasıdır. Her şeye rağmen güzel ve ilginç bir buluş.


SATRANÇ TARİHİNDEKİ ÖNEMLİ GELİŞMELER


Satrançta iki oyuncuda birer hamle yapınca oynanabilecek 400 farklı hamle var. İkinci hamlelerden sonra bu sayı 71 852, üçüncü hamlelerden sonra 9.000.000’ un üstüne çıkar. George Steiner’ e göre, evrende bilinen elektronların sayısından fazla, farklı ve yinelenmeyen 40 hamlelik oyunlar oynanabilir.
İnsanın, bir makineye karşı satranç oynama fikri 1833 yılına kadar gider. Babbage isimli kişi makinenin ilk şemalarını çizmiş ama makineyi bir araya getirememişti.
1760 yılında aslında böyle bir makinenin olduğu söylenir. Adı Türk olan makine Napolyon Bonapart’ ı 19 hamlede yenmiş. Edgar Alan Poe bu satranç masasının altında saklanmış bir cücenin hamleleri yaptığını yazmıştır.
İlk satranç oynayan bilgisayar 1915 yılında Torries tarafından yapılmış. Makine bir kale ve şahla, karşı tarafın şahını mat eden temel oyun sonlarını yapabiliyordu.
Tamamı elektronik ilk bilgisayar 1946’da yapıldı. Otuz ton ağırlığındaki bu makinenin 18.000 vakumlu tüpü vardı.
Doğru ve mantıklı bir şekilde satranç oynayan ilk bilgisayar programı 1958-1959 arasında MIT’ den Alex Bernstein tarafından yapıldı.

Satranç tahtası karelerinin siyah ve beyaz renklere boyanması 11. yüzyılda Avrupa’ da gerçekleşiyor.
Garry Kasparov 19 yaşındayken dünyanın en güçlü ikinci oyuncusu kabul ediliyordu. 1985’de Karpov’ u yenerek 22 yaşında Dünya Satranç Şampiyonu oldu. Ama en genç Dünya Şampiyonu 1978’de Kadınlar Dünya Şampiyonluğu’nu 17 yaşında kazanan Maya Chiburdanidze’ nin. Bir gazetedeki ilk satranç köşesi 1813’te Liverpool Mercury adlı İngiliz gazetesinde görüldü. Uzay Yolu adlı televizyon dizisinde Kaptan Kirk ve Mr. Spock üç kez satranç oynadı ve Kaptan Kirk oyunların tümünü kazandı.
İlk cep satranç takımı 1845’de Roget Kavramlar Sözlüğü’nün yazarı Peter Mark Roget tarafından yapıldı.
1974’te ilk Dünya Bilgisayar Satranç Turnuvası Stockholm’de yapıldı. Şampiyonayı Kaisse adlı Rus programı kazandı.
Telgrafla oynanan ilk maç 1844’te Washington DC ve Baltimore şehirleri arasında yapıldı. Telefonla oynanan ilk satranç oyunu ise bu kez İngiltere’nin Derbyshire kentinde 1878’de gerçekleşti.
1922’de Jose Capablanca Cleveland’ de 103 rakiple oynadı. Bir oyunda berabere kalan büyük usta geri kalan oyunların tümünü kazandı.
Sürrealist Salvador Dali bir satranç takımı tasarlamış. Dali’ nin hazırladığı takımın taşları geleneksel taşlardan uzak, gümüş parmaklardan oluşuyormuş.
Napolyon, öldüğü zaman, kalbinin çıkarılıp bir satranç masasının içine konmasını vasiyet etmiş. En kısa oyunlardan biri, Bobby Fischer’ in Dünya Şampiyonu olmadan önceki oyunlarından bir tanesidir. Fischer büyük usta Pennoa’ ya karşı 1.c4 açınca Penno anında oyunu terk etmiş. Kayıtlarda bilinen en eski satranç turnuvası 1575’de Madrid’de yapılmış. Kral II. Phillip tarafından düzenlenen maçlarda Ruy Lopez ve Alfonso Caron, Giovanni Leonardo ve Givlio Polerio tarafından ayrı ayrı yenilgiye uğratılmış.




En uzun oyun 17 Şubat 1989 da Belgrat’ta oynandı. İvan Nikolic ve Goran Arsovic arasındaki oyun 20 saatten fazla sürdü ve 260 hamle yapıldı. Oyun berabere noktalandı.
Hamle üzerine en uzun düşünme süresi 2 saat 20 dakikayla Francisco R. Torres’ in. Trois’ in Luis M.C.P. Santos’ a karşı İspanya’da 1980’de oynadığı bu hamle tarihteki en uzun düşünülen hamle olarak kayıtlarda bulunuyor. İşin garip tarafı o konumda Trois’ in yapabileceği iki hamlesi varmış. İlk satranç dergisi 1836 da La Bourdonnais tarafından Le Palmede adıyla yayınlanmış. Dergi ismini satrancın yaratıcılarından olduğu düşünülen çeşitli buluşlar yapan Yunanlı Palamedes’ den alıyor.
Dünya ve uzay arasındaki ilk satranç karşılaşması 1970’de yapıldı. Soyuz-9 astronotları kendileri için hazırlanan yerçekimsiz ortamdaki satranç takımını kullanarak; yer görevlileriyle oynadı. Oyun berabere bitti.

Satranç üzerine ilk film "Chess Fover-Satranç Aşkı" 1925’te Moskova’da yapıldı. Başrolde satranç dünyasının en yakışıklısı Kübalı Jose Capablanca vardı.
Auto de Fe, 1935’te Elias Canetti tarafından yazılan Nobel Ödülü almış bir roman. Kahramanı ise dünya satranç şampiyonu olmak isteyen Fischer isimli bir adam.



Bilgisayara ilk kaybeden uluslararası usta David Strauss. 1986 Amerika Açık Turnuvası’nda Fidelity adlı makine "geliyoruz" demişti.
Chinook adlı program her ne kadar dama programı olsa da 1994’de o zamanın dama şampiyonu Marion Tinsley ile arka arkaya altı maç oynadı, hepside berabere bitti. Matematik profesörü olan Tinsley 1955’ten beri yalnızca dokuz oyunu kaybetmişti.
Deep Blue’ nun dedesi olan Deep Thought (Derin Düşünce) IBM’ in ilk geliştirdiği satranç ustalarından biridir. Adını ise, Douglas Adams’ ın Otostopçunun Galaksi Rehberi adlı kitabından alır. Kitaptaki bilgisayar, evrende 7,5 milyon yıl gezdikten sonra insanlara, hayatın, evrenin ve her şeyin anlamının 42 olduğunu söyler.



SONSÖZ


Günümüzde büyük kitlelere ulaşmış, 7'den 77'ye herkesçe oynanan Satranç bir spor dalı olarak kabul edilmektedir. (FIDE) Uluslararası Satranç Federasyonu , federasyonlar arası en çok üyesi olan federasyonların başında yer alır.

Her insan, ister spor türünden, ister kart oyunu gibi masa başı türünden olsun bir mücadele oyununa ihtiyaç duyar. Bu ihtiyaç, insanların bireysel güçlerini sınama ve kendilerini gösterme tutkularından kaynaklanır. Satranç, bedensel güce dayalı spordan ve şansa bağlı oyunlardan, yalnızca zihinsel becerilere dayanmasıyla ayrılır. Satrançta oyuncuların zihinsel performanslarının yanı sıra kişiliklerinin de yansıdığı, aşırı temkinli, kurnaz, içine kapanık, fırsatçı, mızmız gibi karakter özelliklerinin açıkça ortaya çıktığı görülür.





KAYNAKÇA


I.www.bilimveteknoloji.net
II.www.satranc.net
III.www.metu.edu.tr
IV.www.bilgidergisi.com


[1]http://www.ntvmsnbc.com/news/275255.asp?cp1=1

[2] Kaynak olarak Selim PALAVAN ve A. Cemalettin TALUM'un yazmış oldukları SATRANÇTA DÜNYA ŞAMPİYONLUĞU isimli kitap kullanılmıştır.

site template re-design by dersbilgisi.com